Pierre Gallay: Mesih İsa için Hayatı Feda Ettiler

Mesih İsa için Hayatı Feda Ettiler

Kamen Viçef
Kamen Viçef
Josafat Şişkof
Josafat Şişkof
Pavel Cicof
Pavel Cicof

Kaynak kitabın orjinal adı:
Le Martyre de Trois Assomptionnnistes Bulgares
Yazarı : Pierre Gallay, assomptionniste
Türkçesi : Xavier Jacob ve Dominik Pamir
İsteme adresi : Latin Katolik Kilisesi
Cem sokak, No 5 Kadıköy – Moda

Menü

Üç Bulgar Assompsiyonist Din Şehidi

Önsöz Yerine

Azizlerin sayısı bugünlerde azalmakta olduğunu, Haçtan filiz verdiren kanın güçsüz düştüğünü (sanmak) ve yeni nesiller yetiştirmek için yararsız olduğunu sanmak, çok sakıncalı bir fikir olurdu…

Allah daima yılmaz, putlar önünde asla diz çökmeyecek uşakları yetiştirecektir; bu gerçek eski zamanlarda görülmüştür, bugünlerde de devamlı bir şekilde görülür ve görülecektir…

Her asrın kendi zamanlara mahsus kişiliklere sahip, yaşanacak zamanlara uygun, savaşacak yanılgılara uygun, dindirecek acılara gerçekleştirilecek ilkelere uygun olan azizleri vardır; bunun için bugünlerde de Kilisesi yeni azizler yetiştirecektir…

Gelecek olan, belki şimdiden doğmuş olan azizlere yer verin. Değişmeyen Kilise çeşitli merhalelerden geçer; bugün ona zulmederler, o ise yeni evlatları yetiştirecektir; bundan emin olabilirsiniz.

– Assompsiyonisi Rahipleri ve Rahibeleri Cemiyetlerinin
Kurucusu olan P. Emmanuel D’Alzon

Üç Assompsiyonist Din Şehidi
P. Josafat Şişkof, P. Kamen Viçef, P. Pavel Cicof

11 Kasım 1952 yılında, saat 22.30’da Bulgaristan’ın başkenti Sofya’nın merkez cezaevinde üç Assompsiyonist rahibi kurşuna dizildi. Bu rahipler P. Josafat Şişkof, P. Kamen Viçef ve P. Pavel Cicof idi. Onlarla birlikte Bulgar Episkoposu Mgr. Evgenios Bossilkof da aynı şekilde idam edildi.

İdama mahkum edilen bu rahiplerin suçu neydi? Rahiplere karşı tamamen uyduruk bir dava açıldı ve üç ekim tarihinde de mahkeme onları idam cezasına çarptırdı.

Episkopos Bossilkof 15 Mart 1998 tarihinde Papa II. Jean Paul tarafından kutlu kişi ilan edildi. Assompsiyonistlerin ileri gelenleri ise o günlerde hala Bulgaristan’da bulunan kardeşlerinin durumunu daha da kötüleştirmemek için bu üç din şehidini kutlu kişi olmaya aday göstermediler.

Yıllar boyunca bu rahiplerin akıbetleri hakkında herhangi bir bilgi edinilemedi. Komünist makamları bu konuda hiçbir açıklama yapmadı. İdam cezasının infaz edilip edilmediğini de kimse bilmiyordu. Naaşlar bile bilinmeyen bir yere defnedilmişti.

Ancak Komünist rejimi çöktükten sonra akıbetleri öğrenildi. Bunun üzerine 11 Kasım 2000 tarihinde Plovdiv’deki St. Augustinus okulunun eski öğrencileri bu rahiplerin anısına bir abide diktiler.

Bu olayları anlayabilmek için Bulgaristan’ın tarihindeki bazı olaylara, bu ülkedeki Hıristiyanlığı ve Assompsiyonistlerin bu ülkedeki faaliyetlerine kısaca bir göz atmalıyız.

Bulgaristan’ın bugünkü nüfusu yaklaşık 8.2 milyondur. Bulgaristan devleti 681 yılında Khan Asparuş tarafından kuruldu. Tarih boyunca bazen parlak bazen de sönük dönemleri oldu. Özellikle Çar Boris (852-889) ve Çar Simeon (893-927) zamanlarında görkemli dönemler yaşadı. Çar Boris zamanında bu ülke Hıristiyan dinini kabul etti. 1396 yılında Bulgaristan Osmanlı İmparatorluğuna ilhak edildi ve 1878 ’de Rusya’nın yardımıyla yeniden bağımsız bir devlet oldu.

Yirminci yüzyılda ülke birçok çalkantılardan geçti. İlk önce 1912-1913 yıllarında Balkan Savaşları: hemen sonra 1914-1918 tarihleri arasında Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın tarafını tuttuğundan sonunda Almanya ile birlikte hem savaşı hem de topraklarının bir kısmını kaybetti. İkinci Dünya Savaşımda yine Almanya tarafına geçmiş ve tüm ülke Sovyetler Birliği tarafından işgal edildi. 1946 yılında Komünist Partisi devletin yönetimini eline geçirip halk demokrasisini kurdu. Ülkede Sovyetler Birliği Anayasasının bir benzeri olan bir Anayasa yürürlüğe girdi, halk mahkemeleri kuruldu, 2700 kişi idam edildi, 100000 kişi de temerküz kamplarına atıldı. Komünist Partisi içinde de temizlik hareketi gerçekleştirildi.

Yıllar Boyunca Bulgaristan’da bu tür yöntemlerle Hıristiyanlık yok edilmeye çalışıldı.

Bulgaristan’da Hıristiyanlık

İlk önce Fener’deki Rum Ortodoks Patrikliğine bağlı olan Bulgaristan Kilisesi, 1204 yılında Tırnova’da bağımsız bir Patriklik kurtlu; bu Patriklik varlığını iki yüzyıl kadar sürdürebildi, çünkü Bulgaristan Osmanlı İmparatorluğunu ilhak edilirken, Bulgaristan Kilisesi yeniden fener Patrikhanesine bağlandı. Ayinleri de yine Rumların dilinde yapılmaya başlandı; ibadet sekli de Bizans ibadet sekli idi.

On üçüncü yüzyıldan itibaren batıdan gelen tüccarlar kendi ticaret yerlerinde Latin ibadet şeklini kullandılar. Bu ibadet şeklini de bu şekilde ülkeye getirmiş oldular. Ne var ki hem Ortodokslar hem de Türkler Latin ibadet şeklini beğenmemiş ve onu getirenleri hoş karşılamadılar. 1688 yılında Katolik rahiplerinin tümünü ve onların cemaatlerinin önemli bir bölümünü öldürdüler. Sadece birkaç köy ve kasaba Katolik imanına sadık kaldı; bunlar daha çok ülkenin güneyinde Plovdiv civarlarında ve ülkenin kuzeyinde Tuna nehri boyunca sıralanan köy ve kasabalardı.

İki yüzyıl sonra bu Katoliklerin bir kısmı Bizans ibadet şeklinde dua etme iznini aldı ve 1861 yılında bu cemaatin reisi olan Yusuf Sokolski Papa IX. Pius tarafından episkopos olarak takdis ve tayin edildi (8 Nisan 1861 ); ancak beş ay sonra, I Haziran 1861 ’de Mgr. Sokolski esrarengiz bir şekilde bir Rus gemisiyle kaçırıldı ve Kiev’de bir Ortodoks manastırına kapatıldı, orada da öldü.

Bulgaristan’daki Katolikler – hem Latin ibadet şeklini hem de Bizans-Slav ibadet şeklini uygulayanlar – Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında çok acı çektiler, öyle ki neredeyse cemaatleri yok olma derecesine gelmişti.

1925 yılında Papa XI. Pius, daha sonra XXIII. Jean atlı ile papa olacak olan Mgr. Angelo Roncalli’yi Vatikan temsilcisi olarak Bulgaristan’a gönderdi. Mgr. Roncalli on yıl boyunca bu görevde kaldı. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda 1945 yılında Bulgaristan’daki Katoliklerin sayısı 57.000 kadardı; neredeyse ülke nüfusunun % l’i kadar. 6000 kadarı Latin ibadet şeklini, geri kalanı ise Bizans-Slav ibadet şeklini uygulamaktaydılar.

Assompsiyonistler Bulgaristan’da

Şimdiye kadar anlattığımız olaylar, Assompsiyonistlerin neden 1863 tarihinde Bulgaristan’a geldiği sorusuna cevap vermek için az da olsa yardımcı olabilir.

Mgr. Sokolski’yi episkopos olarak takdis eden ve tayin eden Papa IX. Pius, Assompsiyonistler Cemiyeti’nin kurucusu olan P. Emmanuel D’Alzon’a bizzat başvurarak rahiplerini bu ülkeye göndermesini rica etti.

Katolik Kilisesi’ne giren Ortodokslara günümüzde biraz aşağılayıcı bir terim olan “Uniates” (birleşmiş) denir. XX. yüzyılda yayılan ökümenizm hareketi, II. Vatikan Konsili’nin belirttiği gibi, kardeş Kiliseler arasındaki iman birliği ve karşılıklı saygıyı teşvik etmek amacıyla ortaya çıktı, sadece Roma’ya dönüş olarak görülmedi. Tıp ve Kilise Hukuku doktoru olan P. Viktorin Galabert, Bulgaristan’daki Assompsiyonist cemaatinin kurucusudur; o yıllarda bu hareket “Doğu Misyonu” olarak biliniyordu. P. D’Alzon da aynı yıllarda, rahiplere yardımcı olmaları için ‘Assompsiyon Hemşireleri’ adlı rahibeler cemaatini kurdu. Rahibeler, Sofya, Yambol, Varna ve Svilengrad’da birer okul açtılar.

Assompsiyonistler ise, 1864’te Plovdiv (Filibe)’de St. André adlı küçük bir okul açtılar, yirmi yıl sonra da, 1884’te aynı şehirde St. Augustinus adında bir ortaokul ve lise açtılar. Bu okul sadece Bulgaristan’ın değil, bütün Balkan ülkelerinin en ünlü ve saygın okulu olacaktır. Okul bu ününü komünist rejimi okulu 1948 yılında kapatacağı tarihe kadar koruyacaktır.

Assompsiyonistler aynı zamanda birkaç mahalli ve köy kilisesinin sorumluluğunu da üzerlerine aldılar. Ayrıca biri Edirne’de, diğer ikisi İstanbul’da (Kumkapı ve Fenerbahçe) olmak üzere üç küçük seminer (ruhban okulu) açtılar. O zamanlar Bulgaristan hâlâ Osmanlı İmparatorluğunun bir parçasıydı. Assompsiyonistler daha sonraki yıllarda Romanya, Yunanistan, Rusya ve Yugoslavya’da cemaatler kurdukları gibi, okullar açtılar.

Bulgaristan bütün bu faaliyetlerin hareket noktası olacaktır. 1897’de Kadıköy’de “Echos d’Orient” adlı bir bilimsel dergi çıkardılar. Bir Bizans Tetebbu Enstitüsü kuruldu. Enstitünün müdürü daha sonraki yıllarda Atina Episkoposu olacak P. Louis Petit idi.

Bulgaristan’da, ikinci Dünya Savaşı’nın sonunda Bulgar uyruklu yirmi Assompsiyonist rahip bulunuyordu. Plovdiv’deki lisede ve çeşitli kiliselerde faaliyet gösteriyorlardı. Ne var ki, 1948’de komünist rejim öncelikle Bulgar uyruklu olmayan tüm rahip ve rahibeleri ülkeden atacak, sonra da ülkedeki Hristiyanlara karşı zorlu ve acımasız bir savaş başlatacaktı.

Komünist terörü

Komünistler devlet yönetimini ele geçirdikleri anda Hristiyanlara karşı savaş açtılar. İlk hedefleri Ortodoks ve Protestan Kiliseleri idi. Sonra sıra Katoliklere geldi. Açılan birçok dava ve keyfi mahkumiyetler oldu.

Bulgaristan Komünist Partisi’nin 800,000 üyesi bulunuyordu. Partinin asıl hedefi Katolik azınlıktı ve Katolik cemaati, doğrudan Papa’ya bağlı olduğu için Vatikan’ın temsilcisi ve simgesi olarak görülüyordu. Komünistler, Katolik azınlığa saldırmadan önce Ortodoks ve Protestan Hristiyanlara zulmettiler.

Partinin arşivlerinde ele geçen bir rapora göre, Ortodoks ruhbanların 1 Ocak ila 31 Mart 1948 tarihleri arasındaki durumu ve faaliyetleri” nin incelendiği öğrenildi. Bu raporun belirttiği gibi Ortodoks Kilisesi’nin Sen Sinodu “gerici kuvvetlerin bir yuvası ” olduğu iddia edildi. Ortodoks Kilisesine mensup rahiplerin faaliyetleri, yaptıkları toplantılar ve konuşmalar izlendi ve yola getirilmeleri kararlaştırıldı. Protestan ve Katolik din adamları da aynı şekilde izlendi ve onlar hakkında açılacak davalar için gerekli malzeme ve raporlar hazırlandı.

16 Şubat 1949 yılında Rus ve Romen mevzuattan esinlenen ibadetleri düzenleyen bir yasa çıkartıldı. Bu yasayla ibadetler kontrol altına alınmak isteniyordu. Neşriyat ve eğitim faaliyetleri tamamen yasaklandı; Hıristiyanlar artık hastane ve yetim evleri gibi kuruluşları açamayacaklardı; bu yasa sayesinde birçok gayrimenkule el koydular. Bütün “yabancı” okullar kamulaştırıldı. Bunlar arasında orta ve lise seviyesinde dokuz Fransız ve bir Amerikan lisesi bulunuyordu.

25 Şubat ila 9 Mart 1949 tarihleri arasında 15 Protestan din adamına karşı dava açıldı ; Bu din adamlarının dördü ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Bulgaristan’a komşu olan diğer Halk Demokrasilerinde de Hıristiyan Kiliselerine karşı aynı tavır sergilendi. Bu Kiliseler artık “Sukut Kiliseler” olarak anılacaktı. Yugoslavya’nın Baş episkoposu Mgr. Stepinak 16 Eylül 1946’da tutuklandı ; Macaristan’da Kardinal Mindszenti 2 Aralık I948’de tutuklandı ve 4 Şubat 1949’da ömür boyu hapse mahkum edildi.

Çekoslovakya’ da 20 Eylül 1949’da yüzlerce rahip, papaz ve keşiş tutuklandı; tutuklanmalar her gün artıyordu ve 31 Mart 1950’de Katolik din adamları aleyhine büyük bir dava açıldı; 7 Mayısta bütün manastırlar kapatıldı ve 2000 rahip hapishanelere atıldı.

Romanya’da Rum Katolik Episkoposu Aftenie 18 ay hapishanede tuluklu kaldıktan sonra 10 Mayıs 1950’de öldü. İki ay sonra 5 Temmuzda bu ülkenin bütün episkoposları ile bunlara bağlı 600 rahip tutuklandı.

4 Ekim 1950’de iki Ukraynalı episkopos cezaevinde öldü. II Aralık 1950’de Prag kenti başpiskoposu ile yüzlerce rahip tutuklandı.

Polonya’da Varşova’nın başpiskoposu Kardinal Vişinski 26 Eylül 1953 tarihinde tutuklandı.

Bu türden olaylar Komünist terörünün gerçekleştirdiği zulümleri anımsatıyor ve bir episkoposun ve üç Asompsiyonist rahibi idama mahkum edecek davanın arka planını gösteriyor.

Bütün bu davaları açan Komünist rejimlerinin hepsi Sovyet Rusya’dan ilham aldılar. Sovyet Rusya’da, 1917 ila 1982 yılları arasında yüzlerce Ortodoks episkopos, binlerce rahip, papaz ve keşiş ve milyonlarca Hıristiyan mümin katledildi. Komünistlerin asıl maksadı Hıristiyan imanını tamamen ve kökünden yok etmek ve Hıristiyan dini yerine Marksist-Leninist imanı koymaktı.

Menü

Kurşuna Dizilmiş Olan Üç Assompsiyonist Kahiri

Komünist terörün masum kurbanları olarak idam edilmiş bu üç Bulgar Asompsiyonist rahibi kimdi?

Kamen Viçef ( 1893-1952 )

23 Mayıs 1893’te Srem’de (Bulgaristan) Hıristiyan bir köylü ailede dünyaya gelen küçük Kamen Viçef’in beş kardeşi vardı; bu altı kardeşten ikisi daha sonra Assompsiyonist Cemiyeti’nde rahip olacaklardı.

Kamen Viçef’e vaftiz edildiği gün Petar adı verildi. On yaşında iken Assompsiyonistlerin yönetmiş olduğu orta okul ve lise seviyesinde olan küçük ruhban okuluna girdi; ilk önce Edirne’de sonra Fenerbahçe’de okudu.

Assompsiyonistlerin Cemiyetine girdiği gün adını değiştirerek Petar yerine Kamen adını aldı. Bu ad değişikliği o zamanlar çok yaygın bir gelenekti. 1912 yılının eylül ayında Louvain’de (Belçika) felsefe ve sonra da ilahiyat okumaya başladı. 1918-1919 öğretim yılında Plovdiv’deki lisede öğretmenlik yapmaya başladı, 22 Aralık 1921’de İstanbul’da, daha doğrusu Kadıköy’deki Meryem Ana kilisesinde rahip olarak takdis edildi; sonra Strasbourg’daki ilahiyat fakültesinde okudu, aynı zamanda o civarlarda bir küçük ruhban okulunda ders vermeye başladı; Roma’daki Doğu Kiliseleri Enstitüsü’nde de bir yıl okuduktan sonra, ilahiyat doktoru ünvanı aldı. “Echos d’Orient” adlı dergide birkaç makalesi yayımlandı.

1930 yılında Plovdiv’deki St. Augustinus Koleji’nde felsefe hocalığına başladı, kolejin 1984 yılında komünist yöneticileri tarafından kapatıldığı güne kadar bu görevini sürdürdü.

Etkili bir öğretmen

P. Kamen’in bütün öğrencileri onu saygı, sevgi ve minnetle anımsamaktadırlar. Assompsiyonistlerin bu büyük koleji gerçekten Bulgar aydın sınıfının en değerli kuruluşlarından biriydi. Dinler arasında ayrım gözetmeksizin Ortodoks, Katolik, Ermeni, Musevi ve Müslüman öğrencilerini okula kabul edilirdi. Bunların hepsi kendi dinlerine sadık kalarak birbirleriyle uyumlu barış ve dostluk içinde yaşıyorlardı. Bu durumu ökümenik ve dinlerarası ilişkiler açısından gerçek bir başarı olarak nitelemek gerek. Hem Bulgar aydın sınıfını eğiten hem de Fransız kültürünü tanıtan böyle bir kurum komünist yöneticilerinin hedef tahtası oldu ve 2 ağustos 1948 tarihinde kapatıldı.

Kolejin kapatılmasından sonra P. Kamen Assompsiyonistlerin Plovdiv’deki ruhban okulunun yöneticisi oldu; bu seminer on beş rahip ve yirmi öğrenci barındırmaktaydı: bu Ruhban okulu da kısa bir süre sonra kapatıldı. Ayrıca 1940 yılı içinde tüm yabancı din adamları ülke dışına çıkartıldı. Sadece Bulgar vatandaşı olan yirmi Assompsiyonist ülkede kalabildi. P. Kamen birçok kilisede faaliyet gösteren bu rahiplerin başrahibi oldu. Ancak polisler ve gizli servisteki ajanlar bu rahipleri sıkı bir şekilde izlemeye başladılar. 1950 yılında Assompsiyonist P. Assen Conkof tutuklandı ve on yıl kalacağı çalışma kampına gönderildi.

Yokedilmesi gereken adam

24 Kasım 1949 tarihinde Assompsiyonist Cemiyeti genel yöneticisine gönderilen bir mektupta P. Kamen Viçef şu satırları yazmaktadır: “Demir Perde gittikçe daha aşılmaz olacak, herhalde Katolik din adamları aleyhine açılacak davalar için dosyalar hazırlamaktadırlar; elverişli gün gelince, onlar da Protestan din adamlarının akıbetine uğrayacaklardır”. Bu sözlerle P. Kamen kötü günlerin geleceğini ima etmiştir. Gerçekten 4 Temmuz 1952 tarihinde, P. Pavel Cicov’la birlikte gece vakti tutuklandı.

Derin imanlı ve samimi biri olan P. Kamen dindar, sadık bir Assompsiyonist, saygı duyulan ve beğenilen bir eğitimciydi. Belagatlı, keskin görüşlü, daima Kilisenin hizmetinde olan, başka insanlara önem veren P. Kamen geniş cemaatini çok derinden etkileyebiliyordu, Bulgar Kilisesi’ndeki sorumluluğu öyle önemli duruma gelmişti ki, komünistler için o, yok edilecek insanların başında geliyordu. Ayrıca görülen davası sırasında şahsiyetini küçültecek ve yok edecek her türlü yöntemi denediler.

“Her günkü hayatımızda Mesih İsa’ya ve Kiliseye sadık kalma lütfunu bizim için Allah’tan dileyin ki, anı gelince O’na tanık etmeye layık olalım.”

Kamen Viçef

“Allah’ın isteği olsun! Kemli sıramızın gelmesini bekliyoruz.”

Pavel Cicof, diğer din adamlarının tutuklamasını yorumlayarak, bir mektupta.

Pavel Cicof (1919-1952)

4 Temmuz 1952 tarihinde tutuklanan Pavel Cicof 19 Temmuz 1919’da Plovdiv’de dünyaya geldi. Tutuklandığında henüz 33 yaşında bile değildi.

Latin Katolik bir ailede dünyaya gelen Pavel, 2 Ağustosta vaftiz oldu ve Yusuf adını aldı. Orta okul ve lide eğitimini Edirne’de ve Plovdiv’deki St. Augustinus Kolejinde gördü. Ekim 1938’de Fransa’da Assompsiyonist Cemiyetine girerken Pavel adını aldı. Fransa’da felsefe ve ilahiyat eğitimini gördü. O yıllarda Avrupa ülkeleri çetin ve acımasız savaşlar altında inlemekteydi; her yerde bütün mallar, özellikle gıda malları karneye bağlanmıştı. Pavel hem kendisine hem de diğer insanlara yardımcı olmak amacıyla bir kaç koyun yetiştirdi.

Sağlık nedenleriyle Bulgaristan’a geri döndü. 26 Ocak 1945’de Plovdiv’de rahip olarak takdis edildi. Sonra Varna’daki kolejde öğretmenlik yaptı. Bir yıl sonra Plovdiv’deki kolejde kendisine yeni bir görev verildi, kolejdeki bu görevini okul komünist rejimi tarafından kapatılıncaya kadar sürdürdü (2 Ağustos 1948).

O tarihten itibaren Assompsiyonistlerin durumu kritikleşti ve günden güne de kötüye gitti. Ayrıca polis ve gizli servis bütün rahipleri devamlı ve sıkı bir şekilde izlemeye devam ediyordu. Rahipler de kötü günlerin geleceğini seziyorlardı.

1 Haziran 1952 tarihinde P. Pavel bir mektubunda diğer rahiplerin tutuklanması ile ilgili şunları yazıyor; “Allah’ın isteği olsun; kendi sıramızın gelmesini bekliyoruz!” Gerçekten de onun sırası bir ay sonra gelecekti. Bulgar polisleri onu 4 Temmuzda tutukladılar.

P. Pavel’i tanımış olanların hepsi onun dindarlığına, mizah anlayışına, derin imanına, ökümenik geniş görüşüne, komünistler karşısındaki cesaretine tanıklık etmişlerdir. Öyle ki hapishanede yatan din kardeşini ziyaret ederken gardiyanlara başvurarak, onlardan tutuklulara iyi davranmalarını rica etmiştir.

Josafat Şişkof (1884-1952)

9 Şubat 1884’te Plovdiv’de dünyaya gelen Josafat üç Assompsiyonist din şehidinin en yaşlısıydı. Çok dindar Katolik bir aileden geliyordu. 1893-1899 yılları arasında Edirne’deki kolejde orta okul ve lise öğretimini bitirdikten sonra Fenerbahçe’deki Assompsiyonist Cemiyeti’ne girdi (24 Nisan 1900). Sonra Louvain’de (Belçika) felsefe ve ilahiyat okudu. Bu öğreniminden sonra 11 Temmuz 1909 tarihinde rahip olarak takdis edildi.

Bulgaristan’a döndükten sonra önce Plovdiv’deki St. Augustinus Kolejinde sonra Varna’daki kolejde öğretmen oldu; birkaç yıl boyunca Yambol’daki semineri yönettikten sonra Varna’ya döndü ve 1937 yılından tutuklanacağı güne kadar (aralık 1951) bu kentte başrahiplik görevini sürdürdü.

Faal, müzik sever ve belagatlı bir vaizdi. Çok bilgili ve iyi bir eğiticiydi. Yambol’daki ruhban okulunda dini ayinleri bir hafta Latin ibadet şekline (rit) göre bir hafta da Slav ibadet şekline (rit) göre yapıyordu; ayrıca evin mali durumunu iyileştirmek amacıyla memurlara, profesörlere ve subaylara fransızca dersleri veriyordu.

Elinden geleni yapmak

Her türlü yeniliğe açık olan Şişkof daha 1932 yılında Yambol’daki ruhban okulunda bir radyo ve bir diyakoskop edinmişti. Babacan tavırlı bir eğitici olan Şişkof aynı zamanda çok güzel fıkralar da anlatırdı. Varna’da Fransızlarla Bulgarları bir araya getiren bir ocak kurmuştu; yüz elli kişilik bu ocağın üyelerinin çoğunu Ticaret Yüksek Okulu öğrencileri oluşturuyordu. Daha sonra Papa olacak Mgr. Roncalli’yi de bu evde kabul etti. 1949 yılında Nikopoli Episkoposu Mgr. Bossilkof ona Varna’daki Katolik kilisesini ve cemaatini emanet etti; bu cemaati canlandırmak için çok çaba gösterdi

Tüm hayatını kendi mektuplarından alınan şu iki cümleyle özetleyebiliriz: “çalışıyoruz… bizden beklenileni yapmak için elimizden geleni yapıyoruz”. Bir başka mektubunda ise şöyle yazmaktadır: “Gerçek din adamı gibi çalışıyoruz… en önemlisi Allah’a varmaktır, gerisi ikinci planda kalır.”

PP. Josafat Şişkof ve Kamen Viçef gerçekten bizdendir

P. Josafat altı sene boyunca Karaağaç (Edirne) ‘deki Assompsiyonistlerin ruhban okulunda okumuştur ( 1893-1899)
20 nisan tarihinde Fenerbahçe’ deki Aziz Augustinus şapelinde Assompsiyonist Cemiyetine girmiştir,
25 mayıs 1902 tarihinde aynı şapelde kendini “ölüme kadar” bu cemiyet içinde yaşayarak Allah’a adamıştır.

P. Kamen dört sene boyunca Karaağaç ‘daki Assompsiyonistlerin ruhban okulunda okumuştur (1903-907)
sonra iki sene Fenerbahçe’ deki Assompsiyonistlerin ruhban okulunda okumuştur.
1919 senesinde, haziran ila aralık ayları arasında Kumkapı (İstanbul) ruhban okulunda hocalık yapmıştır.
22 aralık 1921 tarihinde, Moda’daki Notre-Dame de l’Assomption kilisesinde rahip olarak takdis edilmiştir
ve birkaç sene de Moda’daki Assompsiyonistlerin yürüttüğü Yüksek İlahiyat Okulunda hocalık yapmıştır 1921-1925 ve 1929-1930)

Sınanma Zamanı

Komünist Hükümeti ilkin iktidarım sağlama almak için ilk üç yıl içinde Katolik Kilisesi’ne karşı bir dereceye kadar hoşgörülü davrandı; ama 1949 yılında her şey birden değişti, hem de çok kötü biçimde. İlk önce basın yoluyla Kiliseye karşı bir kampanya başlatıldı.

16 Şubat 1949 tarihinde ibadetleri düzenleyen bir kanun kabul edildi. Sofya’da bulunan Vatikan Temsilciliği kapatıldı. Vatikan’la olan bütün ilişkileri kesildi. Dışişleri bakanı da açıkça Kiliseye saldırıya geçti: “Vatikan artık kendi amaçlarını gizlemiyor. Vatikan Sovyetler Birliğinin, halk demokrasilerinin ve komünist rejiminin acımasız düşmanıdır’’. Varnenski Novini (Varna Haberleri) adlı bir gazete Papa XII. Pius’u “Vatikan’ın Wall Street çıkarcısı’’, ve “mürteci’’ ya da “can çekişen çakal” olarak nitelendiriyordu. Çirkin karikatürler de bu tür makalelere eşlik ediyordu. Kilisenin aleyhlerine davalar açılmalar ve mahkumivetler arttı.

Sözde bir dava

Tutuklanan rahipler arasında yukarda tanıtmaya çalıştığımız üç Assompsiyonist rahibi de vardı. Josafat Şişkof 1951 yılının aralık ayında tutuklandı. 4 Temmuz 1952’de ise sabaha karşı saat dörtte gizli polisin yedi veya sekiz ajanı Plovdiv’deki ruhban okuluna girerek P. Kamen Viçef ile Pavel Cicof’u tutukladılar. Ruhban okulunu da çatıdan bodruma kadar didik didik aradılar.

Büyük yankılar uyandıracak dava için artık dosyalar dahil her şey hazırdı. 16 Eylül’de çıkan gazeteler iddianameyi yayımladılar. Dava 29 Eylül tarihinde başladı ve dört gün sonra 3 Ekimde akşam üzeri saat dokuzda karara vardılar: sanıklar arasından şu dört kişi idama mahkum edildi: Nikopoli Episkoposu Mgr. Evgenios Bossilkov ve üç Assompsiyonist rahibi : P. Kamen Viçef, Pavel Cicof ve Josafat Şişkof. Rahiplerin infazları hakkında uzun süre bir bilgi sahibi olunamadı. Ancak Komünist rejimi çöktükten sonra, yani Ekim 1989 tarihinde rahiplerin II Kasım 1952 tarihinde gece vakti saat 23.30’da Sofya Merkez Cezaevinde kurşuna dizildikleri öğrenildi.

“Pederlerimize karşı verilen idam kararı henüz infaz edilmiş mi, ya da pek yakında infaz edilecek mi. Belki de uzun bir azaplar süresi onları bekleyecek; ama onlar Assompsiyonist Cemiyetinin ilk din şehidleridir.

Bundan dolayı onlara yapılan haksızlık karşısında hissettiğimiz üzüntü, infial ve gücenmeler ile birlikte haklı bir övgü duyabiliriz. Mgr. Beck’e göre (Assompsiyonist bir episkoposu) bu olay Allah’ın bize beslediği özel sevginin bir belirtisidir. Cemiyetimizin ikinci yüzyılın eşiğinde bulunduğu an Allah kendi tanıkları aramızdan seçmiştir.

Kardeşlerimizin bazıları, Mesih’le birlikte çarmıha gerilmesi Allah’ın sevgisinin bir simgesidir. Onları kendisine o kadar benzetmişse, onunla birlikte acı çektikleri için, onları kendisi ile de yüceltmekten geri kalmayacaktır.. “İnsanlar, benden ötürü, size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman, ne mutlu size! Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki karşılığınız büyüktür!”

Assompsiyonist Rahipleri Cemiyetinin Genel Başkanı Wilfrid Dufault

Kutlamak fakat aynı yoldan gitmemek, yalandan bir şereflendirmedir. İman şehitlerinin bayramı, Mesih’in Kilisesinde, Mesih’e inananları bu şehitlerin yolundan gitmeye teşvik etmek için kurulmuştur. İşte bu bayramların tek nedeni ve tek maksadı bundan ibarettir.

Aziz Augustinus

İşkenceler, Aşağılanmalar ve İdam

Bu episkopos ve rahipler “casus, komplocu, Sovyet Rusya, Bulgaristan ve tüm Halk Demokrasilerine karşı emperyalist savaşı hazırlamakta oldukları” için mahkum edildiler.

Öne sürülen deliller tamamen uydurmaydı. Uygulanan bedensel ve zihinsel işkenceler, yapılan hakaretler, sağlık koşullarından yoksun yerlerde bulundurmalar, uykusuz ve gıdasız bırakmalar, 12-13 saat boyunca ayakta kalmaya zorlanmalar, bitmiş tükenmiş bir halde olmalarına rağmen hıncahınç dolu hücrelere tıkılmalar, aralıksız sorgulamalar, vb. Bütün bu işkencelerden sonra sanıklar anormalleştiler, gerçek şahsiyetlerini kaybetmiş olan ve anormal bir ruhsal durumda bulunan bu sanıklar her şeyi imzalayacak duruma geldiler. Uyurgezer durumdaydılar ve sersemleşmişlerdi. İşlemedikleri cürümleri kabul ettiler. Suçlu olduklarını ağlayarak itiraf ettiler. Ancak daha sonra itiraflarını geri aldılar ve her şeyi inkar ettiler. Zaten zorla imzalattıkları metinler tamamen Stalin’in düzenlediği davalardaki metinlerin aynısıydı.

Bir görgü tanığının o zamanlarda Fransız Dışişleri Bakanı olan Robert Schumann’a aktardığı gibi P. Kamen, Pavel ve Josafat “Dava sürerken sözlerini geri aldılar. Dayak ve işkence zoru ile bu cürümleri itiraf ettiklerini belirttiler.” Bu davada hazır bulunan bir kadın P. Pavel hakkında şunları söyledi; “İlk önce bütün suçlamaları reddetti; sonra onu dışarı çıkardılar; mahkeme salonuna döndüğünde her şeyi itiraf ederek kabul etti, kendisine söylenen her sözü tekrar etti ve kendisine yüklenen bütün cürümleri kabul etti.”

İdama mahkum edildikten sonra zincire vuruldular ve Sofya Merkez Cezaevi’nde 25, 26, 27 ve 28 nolu hücrelere hapsedildiler.

Aynı cezaevinde hapsedilmiş olan kendi hücresi aynı koridorda bulunan bir başka Assompsiyonist rahibi olan P. Goradz Kurtev şunları anlatıyor: “P. Pavel’in bu koridorda bulunan hücrelerden birinde olduğunu öğrenebildim; benden günahlarını çıkartmamı kapı arkasından istedi; ben de bir bez ile koridoru temizlerken onun günahlarını çıkarttım”.

“Bizden beklenileni yapmak için elimizden geleni yapıyoruz… en önemlisi Allah’a varmaktır, gerisi ikinci planda kalır”

Josafat Şişkof

Büyük Bir Kin

Bütün hu zulümlerin ve sözele davaların temelinde Hıristiyan imanı ve Katolik Kilisesine karşı beslenen köklü bir kin yatmaktadır.

Hür dünya da bunu derhal sezip anladı. Basın derhal idama mahkum olan bu kişilerin aslında birer din şehidi olduğunu kaydetti. Örneğin Vatikan’ın gayri resmi gazetesi Osservatore Romana daha dava başlamadan önce 25 Eylül tarihimle bu davanın aslında Hıristiyanlığa karşı açılmış bir dava olduğunu yazdı. Radio Vatikana da suçlamaları “utanılacak iftiralar” olarak nitelendirildi. Moskova’dan yöneltilen ve uzun süredir hazırlanan bu dava Komünistlerin Katolik Kilisesine karşı duymuş olduğu büyük kini ve onu yok etmek için gösterdiği azmin bir kanıtını göstermektedir. Zaten 19 yüzyıldır aynı maksatla çalışan kişi ve kurumlar ortaya çıkmıştır: şimdiye kadar başaramadılar. Bu gerçek diğerlerine ders olabilirdi.

Uzun yıllar idama mahkum olanlar hakkında hiçbir haber alınamadı. İdam kararı infaz edildi mi edilmedi mi öğrenilemedi. Ancak Komünist rejimi çöktükten sonra bu kişilerin 11 Kasım 1952’de gece saat 11.30’da kurşuna dizildikleri öğrenildi. Papa II. Jean Paul 26 Mart 1994 tarihinde Episkopos E. Bossilkov’un “Hristiyanlık inancına karşı beslenen kin yüzünden idam edildiğini” ilan etti, ve bu sözlerine üç Assompsiyonist rahibinin de aynı nedenle idam edildiğini ekledi. 15 Mart 1998 tarihinde Episkopos Bossilkov. ve 26 Mayıs 2002 tarihinde de üç Assompsiyonist rahibi. Kamen Viçef. Pavel Cicof ve Josafat Şişkof Papa II. Jean Paul tarafından kutsal kişi olarak ilan edildiler.

Peder Allah’ımız, Kamen Viçef, Pavel Cicof ve Josafat Şişkof kardeşlerimize şehit olma lütfü ve gücünü ihsan ettin; Seni inkâr ederek maddeci bir toplum kurmak isteyen bir çevrede İncil’in Müjdesine tanıklık etme lütfunu verdin; onların şefaat ve fedakarlığının sayesinde bize de, yorulmadan İncil’in mutluluklarına göre yaşamak ve onları ilan etmek için Ruh’un gücünü ver ki, bugünkü dünyamızda birlik ve barış için çalışalım. Bunu Rabbimiz Mesih İsa’nın aracıyla Senden dileriz. Amin.

Üç din şehidinin Missa ayininde söylenilen dua

Menü

Assompsiyonistler

Assompsiyonist Cemiyeti 1850 yılında P. Emmanuel D’Alzon tarafından Nimes kentinde (Güney Fransa) kuruldu. P. D’Alzon uzun yıllar Nimes kentinin episkopos vekili ve Notre Dame de I’Assomption kolejinin müdürlüğünü yaptı. Cemiyet bu kolejde kurulduğu için, cemiyete bu ad takıldı. Cemiyet çok kısa zamanda öteki ülkelere ve kıtalara yayıldı.

Günümüzde Assompsiyonist Cemiyeti’nin Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, Güney ve Kuzey Amerika’da, Afrika’da, Asya’da olmak üzere 27 ülkede şubeleri bulunmaktadır. Bu cemiyetin mensupları Aziz Augustinus’un izinden giderek imanlı bir şekilde ibadet ederek, cemaatlere bakarak küçük manastırlarda yaşamaktadırlar. Buralarda yaşayanların kimisi öğretmen, kimisi yüksek mühendis, kimisi abanozcu, kimisi de gazetecidir; aralarında bazıları da hastanede ya da cezaevinde yatanlara bakmaktadırlar, ya da köy veya mahalle kiliselerinin cemaatlerine bakmaktadırlar. Etkinlikleri ne olursa olsun, Assompsiyonistler fikir ve etkinlik insanları olarak medeniyetler, dinler ve Hıristiyanlar arasında köprü görevi görmeye çalışırlar.

Fransa’da Hıristiyan basın ve medya kuruluşlarının en büyüğü onların elindedir: Bayard (la Croix, Pèlerin Magazine, Notre Temps, vb. gazete ve dergilerini yayımlamakta).Bu kuruluşun dünyanın çeşitli ülkelerinde şubeleri bulunmaktadır.

Assompsiyonistler ayrıca 1873’ten beri Lourdes ve Kudüs’e yapılan dini ziyaretleri düzenlemektedirler. Birçok kolej ve lise yönetmektedirler.

Komünist rejiminin çöküşünden sonra. Moskova’da, Romanya ve Bulgaristan’da da yeni cemaatler kurdular.

İlerleyen Yüz ve Binyıllıklarda bu kardeşlerimizin anısı canlı kalsın. Daha doğrusu, büyüsün , Nesilden nesile aktarılsın ki, derin bir Hıristiyan canlandırılması için verimli tohum olsun:, Yeni binyıllığın Hıristiyanları için çok kıymetli bir hazine olarak muhafaza edilsin ve Mesih İsa’ya inananların tümü tam ve kusursuz birliğe kavuşabilmek için bir maya olsun.

Papa II Jean-Paul

“Bu üç kutsal kişiyi düşünürken, Ortodoks Kilisesinin evlatları olan aynı komünist rejimi altında şehit edilen diğer iman şehitlerine de saygı göstererek onları kutlamak istiyorum.

Mesih İsa’ya sadık kalmak için verilen bu bedel Bulgaristan’daki iki Hıristiyan cemaatini en yüksek tanıklık içinde birleştirmiştir. Bu gerçek belli bir ökümenik niteliği taşımaktadır; azizlerin ve iman şehitlerinin ökümenizmi en inandırıcı ökümenizm olmalıdır; azizlerin birliğinin sesi nifak sokanların sesinden daha kuvvetlidir. Gerçekten, hepimizin dini hayatın en yüksek zirvesi olarak kabul ettiğimiz ölüme kadar tanıklık içinde oluşturulan birlik tam ir eksiksiz değil mi? Kanlarını döken ve bu kan sayesinde bir zamanlar uzak olanları yakınlaştıran, İsa’da olan en gerçek birlik bu değil mi?”

i 26 Mayısta Sofya’da iiç iman şehidi kutsal kişi olarak ilan eden Papa II. Jean-Paul’un konuşmasından

Peder Josafat, Kamen ve Pavel’in ıstıraplar ve hapishane karşısında gösterdikleri cesur tutarlığına eski talebeleri, — Katolik, Ortodoks, Musevi veya Müslüman olsun,— dindaşları, din kardeşleri ve azaplarını paylaşmış olan arkadaşları da tanıklık etmişler.

Dirilikleri, İncil’e sadakati yarar gözetmeden millete hizmet etmeleri sayesinde, bugünkü Hıristiyanlar için ve özellikle hayatlarına mana ve yön vermeye çalışan ve Meish İsa’yı izlemek isteyen gençler için birer örnektirler.

26 mayısla Sofya’da üç iman şehidi kutsal kişi olarak ilan eden Papa II Jean-Paul’un konuşmasından

“Üçlü Birliğin sırrı bize Allah’ta bulunan sevgiyi göstermektedir. Bu sevgi hem Allah’ın kendisi olan sevgisi, hem de Allah’uı bizi sevdiği sevgidir.

“Allah dünyayı o kadar sevdi ki, biricik Oğlunu verdi, öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi ebedi hayata kavuşsun. Çarmıha gerilmiş ve dirilmiş olan Mesih Isa ise, Peder Allah’m namına Kutsal Ruh’u göndermiştir ki, inananların kalbinde ebedi hayatın isteği ve umudunu beslesin; şimdiden Kutsal Üçlü Birliği mutlulukta temaşa eden bu umut, yeni üç kutsal kişi tarafından faal bir şekilde yaşanmıştır. ”

26 Mayısta Sofya’da üç iman şehidi kutsal kişi olarak ilan eden Papa II Jean-Paul’un konuşmasından

Menü

Bazı içerikler güvenlik için şifrelidir. Şifreyi WhatsApp grubumuza yazıp öğrenebilirsiniz:

Some content is encrypted for security reasons. You can learn the password by inquring in our WhatsApp group:

Certains contenus sont cryptés pour des raisons de sécurité. Vous pouvez apprendre le mot de passe en demandant dans notre groupe WhatsApp:

Yorumlar

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.